2 Ocak 2012 Pazartesi

çok konuşurdum ben

almanyaya geldiğimden beri insanların hep söylediği az konuştuğum, çekingen olduğum, ilk başta soğuk olduğum fln fln. bunlar bana o kadar yeni ki oturup düşündüğümde gerçekten öyle olduğunu görmek kendimi çok garip hissetmeme sebep oldu. aslında benim arkadaşlarım da hep beni çok konuşan çok gülen hemen kızan  ama kızgınlığı hemen kaybolan(üniversitede fast and furious derdi arkadaşlarım-bnun tabi başka nedenleri de vardı ama neyse..) olarak tanımlarlardı.
ankaradan yalovaya gitmekiçin planlanmış her hafta sonunun dönüşü derin bir nefesle biterdi, o kadar çok konuşurdum ki en iyi arkadaşlarımı yakaladığım anda akşam eve döndüğümde çenem ağırırdı..şimdi ise öyle uzun uzun bir insanla bir masa başında konuşmayalı o kadar uzun zaman oldu ki sanırım en çok özlediğim şey bu: sadece uzun uzun muhabbet etmek, kelimeleri ince ince elemeden konuşmak, yabancı dilde değil de kendi dilimde dilediğimce sohbet etmek -bir yabancı ile olsa bile-..ne diyorsam odur, açıklamasını gerektirmeyecek biçimde beni anlasa birisi, burda çok zor bunlar...arabesk söylicek olursak sanırım gurbette olmak benim içn bu demek!
oysa ben "evdeyken" bazen konuşmasam da anlardı beni arkadaşlarım, bazen bütün gün yan yana oturup akşamı yapardık-bi de annem beni akşam eve çağırdığında sinirlenirdim-sanki yeterince görmemişim gibi arkadaşımı. ne konuşurduk ki acaba bütün gün? bütün gün konuşmazdık elbet ama aslında bir şekilde iletişimdeydik.
şimdi ise erasmus öğencileri ile yüzeysel muhabbetler, bir iki ay sonra eve geri dönecek insanlarla yakın olmamak için uğraşmalar(gittiklerinde üzülüyorum çünkü)..ama ben böyle büyümedim!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder